Salim Kadıbeşegil
Stratejik İletişim Danışmanı
ORSA Stratejik İletişim Danışmanlığı
Yerel toplum görmezden gelinebilir mi?
Krizler, “şirket itibarını” bir kaç dakika içinde silip süpürüverir. Bir kriz olana kadar büyük bir titizlik ve yönetim hassasiyeti ile korunmuş olsa bile, olağanüstü durumun kendine özgü koşulları şirketlerin en önemli sermayesi olan itibarlarını yerle bir edebilir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, krizlerin % 67’si şirketleri yöneten kadroların aldıkları isabetsiz kararlardan oluşmaktadır. Yani; hatalı bir üretimin kâr kaybına neden olacağı için geri çekilmemesi, yeni bir yatırım maliyeti getireceği için işletme bacasına çevre koruyucu önlemlerin alınmaması gibi... Sayılabilecek bir dizi yönetim kararı, şirketin başına gelebilecek ve haritadan silinmesine neden olunabilecek “kriz” davetiyesi olarak tanımlanabilir.
İş dünyasının önemli krizlerini irdelediğimizde işletmelerin kurumsal itibarları ile ilgili temel sorunlarının genellikle iki kaynaktan beslenmekte olduğuna tanık olmaktayız; bunlardan ilki, “şirketlerden küskün ayrılanlar”.. Başlı başına ve derinliğine irdelenmesi gereken bu konuyu bir başka yazı konusu yapabileceğimizden bir kenara bırakıyoruz. Diğer önemli neden ise “yerel toplum” adını verdiğimiz, işletmelerin kurulu olduğu bölgelerdeki yerel halk ve bu halkı temsil eden gruplar ile olan iletişim eksikliğidir.
Şirketler, üretim tesislerinin kurulu oldukları yöredeki ilişkilerin kurulmasını genellikle fabrika müdürlerine bırakırlar. Onların inisiyatifinde, o çevrede belli bir ilişki yönetimi yapılır. Bunun sonucu olarak da, yöre halkı ile işletme arasında bir anlayış ve sevgi birliği oluşması hedeflenir.
İletişimin stratejik yönetimi boyutlarında baktığımızda yerel toplum iletişimi oldukça önemli bir göstergedir. Bu göstergenin içinde o yörenin; sivil toplum kuruluşları, yerel yönetim kademeleri, meslek odaları, yerel medya gibi duyarlanmayı doğrudan etkileyecek kesimler vardır. Sendikalar zaten başlı başına endüstriyel ilişkiler bağlamında teknik süreçlerin ve iletişimin çalıştırıldığı bir alandır.
Uluslararası şirketlerin işletmelerinin bulunduğu yörelerdeki kadrolarında “yerel toplum yöneticileri” gibi unvanların bulunması bir “tesadüf” değildir. Bu kadrolar, işletme yöneticileri ile birlikte, içinde bulundukları, aynı havayı teneffüs ettikleri yerel toplum temsilcileri ile karşılıklı anlayış ve işbirliğini geliştirici alanları belirlerler. Bu alanlara yönelik politikalar oluştururlar. Bu çalışmaların çıktısı olarak da; işletmenin çalışanlarının da katılımını sağlayarak tüm yöre halkı ile elele yönetilebilecek bazı sosyal projelerin içinde yer alırlar.
Aslında; şirketler, üretim tesislerinin bulundukları yörelerde “istihdam” yaratarak yeterli bir katkıyı sağladıklarını düşünmektedirler. Bu gibi şirketlerin yöneticileri yerel topluma yönlendirilecek kaynakları “gereksiz ve önemsiz” olarak nitelemektedirler. Enformasyon teknolojilerinin bugünkü kadar yaygınlaşmadığı ve bilgiye dayalı algılamaların iş sonuçlarını bugünkü kadar etkilemediği dönemlerde belki bu yaklaşımın geçerlilik payı olabilirdi. Ancak günümüzde, yerel toplum stratejisi olmayan şirketlerin oldukça zor günler yaşadığına tanık olmaktayız. Başta, çevre kirlenmesi olmak üzere, insan kaynaklarının eğitim ve gelişim programları, bulunulan yörenin kimliğine uygun kültürel destek, sosyal projeler ve benzeri alanlarda yerel toplum bir beklenti içindedir.
Yörenin gelişmişliği ile o yörede iş yapan üretim tesisleri arasında doğrudan ilişkilerin kurulduğu bir dönemde yaşamaktayız. Özellikle az gelişmiş bölgelerde yapılan işletme yatırımları her ne kadar ekonomik katma değeri yüksek bir içerik taşıyorsa da, eğitim düzeyi düşük kesimlerde bile üretim yapacak şirketlerden beklentilerin yüksek olduğu bir algılama söz konusudur.
Bu yaklaşımların ışığında, büyük metropollerin dışında üretim tesisleri olan şirketlerin yerel topluma yönelik şu politikaları geliştirmeleri tavsiye edilmektedir;
Ø İşletmeler, yerel toplumu temsil eden kişi ve gruplarla ilişki ve iletişimi yönetecek kadrolar istihdam etmelidirler.
Ø Yörenin sosyal ve kültürel değerlerinin bir haritası çıkarılmalı, şirket çalışanları ve yönetim kademelerinin bu değerleri içselleştirmesi sağlanmalıdır.
Ø Üretim tesislerinde çalışan ve yörede yaşayanların ailelerine yönelik bilgilendirici toplantılar belirli aralıklarla düzenlenmelidir.
Ø Yerel medya ile kişiler bazında ilişkiler kurulmalı, bilgiye dayalı bir ilişki yönetimi geliştirilmelidir.
Ø Yerel yönetim kademelerinin, tesislerin ilgili teknik birimleri ile yılda bir kaç kez bir araya gelmeleri sağlanmalıdır. Bu toplantılarda, işletmenin, başta çevre ve insan kaynakları olmak üzere, şirket politikası kapsamında benimsediği temel ilke ve değerleri aktarması sağlanmalıdır.
Ø Çalışanlar ve yöre halkının ortaklaşa katılımı ile şirketçe desteklenecek bir kaç sosyal ve kültürel proje üzerinde bir aksiyon planı geliştirilmelidir. Bu projelerin sürdürülebilir olması, yörenin kültürel değerlerine katacağı zenginlik açısından da önem taşımaktadır.
Türkiye, geçmişinde olduğu gibi günümüzde de yerel toplum ile ilişki ve iletişim yönetimini ihmal eden işletmelerin başbaşa kaldıkları kriz ortamlarına sık sık tanık olmaktadır. Bergama Ovacık altın madeni halkla ilişkiler kitaplarına kadar girmiş benzer bir krizdir. 1999 Marmara depremi ile birlikte Yalova’da ortaya çıkan kimyasal gazlarla ilgili sıkıntı günümüzde bile devam etmektedir. Yatağan termik santralının durumu ortadadır. Bursa’da dev bir uluslararası şirketin yaptığı büyük gıda yatırımlarının sorunları hala devam etmektedir. Ama asıl sorun özelleştirmelerle ilgili süreçlere baktığımızda ortaya çıkmaktadır. Anadolunun bir çok yöresinde özelleştirilecek şirketleri almaya aday olanların yerel toplumu bilgilendirmeye çalıştıklarına neredeyse hiç tanık olmamaktayız. Zaten, bıçak sırtında bir konu olan özelleştirme sürecinin içine bir de “aday şirketlerle ilgili bilinmezlikler” girdiğinde, sadece o şirketlerde çalışanlar değil, tüm yöre halkı için bir kuşku ve endişe kaynağı olan süreç çatışmalara kadar varabilecek boyutlara ulaşmaktadır.
Sonuç itibariyle baktığımızda, yerel toplum, şirketlerin en az diğer sosyal paydaşları kadar önemli ve iş sonuçları üzerinde etkili bir kesimdir. İhmal etmeye gelmez. Yerel toplumun duyarlılıkları ve değerleri, bu konulara ilgi gösterecek şirketlere de değer katar ve rekabet güçlerini artırabilir.