Salim Kadıbeşegil
Stratejik İletişim Danışmanı
ORSA Stratejik İletişim Danışmanlığı
Sosyal sorumluluğun bir “zorunluluk” olduğu henüz anlaşılmış değil!
Sosyal sorumluluk (kurumsal değil!) iş dünyasının son 10 yılını az veya çok işgal ediyor. Bunun arkasında toplumsal duyarlılıkların değişen dinamikleri yatıyor. Örneğin, küresel ısınma 15 yıl önce “haber değeri” taşımayan bir konu iken, bugün gündemimizin ilk sıralarını oluşturabiliyor!
Toplumsal bilinç, sosyal sorumluluklar ile ilgili olumlu performansı “alkışlarla” değerlendirirken, iş dünyasının bir bölümü bu alkışlardan “nemalanmaya” çaba gösteriyor. Yani, sosyal sorumluluk şemsiyesi ile ticari çıkarlarına katkı sağlama amacı güdüyor. Birbiri ile çelişen bu yaklaşım gerçekten sosyal sorumluluk faaliyetlerinde ticari bir beklenti içinde olmayan şirketlere de zarar veriyor. Örneğin “green wash” kavramı buradan doğdu ve bir çok şirkete “etiket” olarak yapıştırıldı. Kendi içinde “ekolojik çevre” misyonu taşımadığı halde, ağaçlandırma, geri dönüşümlü kağıt kampanyaları gibi faaliyetlere destek veren ve bunları kapsamlı iletişim kampanyaları ile duyuran şirketler aslında “green wash” yapıyorlar. Çünkü, toplumun bu konudaki iyi duygularının istismar edilmesi onların kısa vadeli ticari hedefleri ile örtüşüyor!
Sosyal sorumluluğu, “kurumsal sosyal sorumluluğa” dönüştürebilmenin yolu, “bireysel sorumlulukla” başlıyor. Şirket çalışanlarının, toplumsal ahlak, iş etiği, ekolojik çevre duyarlılığı gibi konularda kendi bireysel katkılarını ortaya koymadıkları ortamlarda “kurumsal sosyal sorumluluktan” pek söz edilemez. Yani, bir şirket üst düzey yöneticisinin kendi kişisel sosyal duyarlılığı, o şirketin kurumsal sosyal sorumluluklarını yerine getirmesi için yeterli değildir. Sadece bir “niyet” olabilir!
Global dünyanın değişen dinamikleri sosyal sorumluluğu bir “hayır işinden” yerine getirilmesi gereken bir “zorunluluk” haline dönüştürmüştür. Başta tüketici hakları, çevre, açlık, yoksulluk, sağlık gibi konular olmak üzere, iş dünyasının bu alanlarda ortaya çıkan sorunların çözümüne aktif katkıda bulunması beklenmektedir. Yoksa, şirketler bir süre sonra ürettiklerini satabilecekleri, dağıtabilecekleri ve yeniden tüketime yönelik üretime dönüştürebilecekleri bir “dünya” bulamayacaklardır! Bunu gören vizyon sahibi iş liderleri son 10 yıldır “bildirilerin”, “manifestoların” altına şirketlerini temsilen imzalarını koymaktalar ve sosyal sorumluluğu bir “zorunluluk” olarak tanımlamaktadırlar. Şirketlerini de bu anlayışla yönetmektedirler. Bu şirketlerin toplumla aralarında ördükleri “duygusal bağın” “güvene” dönüştüğünü keşfeden başka şirketler de “nemalanabilecekleri” düşüncesiyle, “hayır işlerini” sosyal sorumluluk gibi topluma sunma çabası içindedirler. Bu tür davranış içindeki şirketler belki kısa bir dönem için “kazançlı” çıktıklarını görebilmekteler ancak uzun vade de, toplumun sert tepkisi ile karşı karşıya kalacakları bir gerçektir.